AnasayfaKapiTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Duyuru..Hocalı Katliamını Unutma, UNUTTURMA!
Salı Şub. 28, 2012 8:03 am tarafından AyMaRaLCaN

» Basit yaşayacaksın. Basit
Çarş. Haz. 09, 2010 1:48 am tarafından Misafir

» Aşk 29 Harftir..
Çarş. Haz. 09, 2010 1:48 am tarafından Misafir

» SENi SEViYORUM
Çarş. Haz. 09, 2010 1:47 am tarafından Misafir

» BÖYLE SEVDİM İŞTE
Çarş. Haz. 09, 2010 1:44 am tarafından Misafir

» Delinin Veliye Tavsiyesi
Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

» Dört Dirhemlik Gömlek
Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

» Eğer Göndermeseydi
Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

» Nereden ve Nasıl aldın
Paz Haz. 06, 2010 3:43 am tarafından Misafir

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Forum
Ortaklar
bedava forum
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum

Paylaş | 
 

 Celâleddin Harezmşah

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AyMaRaLCaN
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 968
Kayıt tarihi : 18/04/10

MesajKonu: Celâleddin Harezmşah   Ptsi Mayıs 31, 2010 10:45 pm

Harezmşahlar Devleti'nin son hükümdarıdır. Asıl ismi Mengüberti olup lakabı Celâleddîn’dir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Babası, Harezmşahlar Devleti Sultanı Alâüddîn Muhammed, annesi Ay-Çiçek Hâtun’dur. Küçük yaştan itibaren çok iyi bir eğitim ve öğretim gördü.

Genç yaşta Gazne ve çevresinin valiliğine tayin edildi. Bundan sonra babasının bütün seferlerinde yanında bulunup, başarısına yardımcı oldu. Cengiz oğlu Cuci kumandasındaki Moğol ordusuyla 1216’da yapılan muharebede sağ cenah kumandanlığı yaptı ve bozulmaya başlayan Türk ordusuna zaferi kazandırdı. Tarihler, Celâleddîn’in Cengiz’in hücumuna karşı Maveraünnehir şehirlerini ayrı ayrı müdafaa etmek yerine bütün kuvvetlerle hücum etmeyi babasına tavsiye ettiğini, ancak bu teklifini kabul ettiremediğinden, Cengiz’in dağılmış durumda olan Türk kuvvetlerini ayrı ayrı imha ettiğini yazarlar.

Sultan Muhammed, annesi Terken Hatun’un arzusu ile küçük oğlu Uzlag’ı veliaht tayin etti. Ancak ölümünden bir müddet evvel devleti, maruz bulunduğu tehlikeden büyük oğlu Celâleddîn’in kurtarabileceğini düşünerek onu veliaht tayin etti ve şehzadelere de ona tâbi olmaları vasiyetinde bulundu. Babasının vefatından sonra bazı Türk emirleri, onun tahta çıkmasını istemediklerinden bir suikast düzenleyip öldürmek istediler. Ancak, Celâleddîn, Harezm’den Horasan’a gitmek suretiyle bu tehlikeden kurtuldu. Cengiz tehlikesinden dolayı Harezm’de kalamayacaklarını anlayan kardeşleri onu takip ettilerse de yolda Moğollar tarafından öldürüldüler. Celâleddîn ise Moğol takip kuvvetlerini mağlup edip, tehlikeli bir yolculuktan sonra Gazne’ye ulaştı. Gazne’de tekrar kuvvet toplamaya başladı. Cengiz Han, Celâleddîn’e çok önem veriyordu. Ona karşı “Yenilmez Noyan” unvanı ile anılan komutanını gönderdi. Parvan civarında iki gün devam eden şiddetli çarpışma neticesinde Moğollar perişan edildiler. Ancak, savaştan sonra kumandanlar arasında ganimet ihtilâfından dolayı çıkan anlaşmazlık sebebiyle bu zaferden istifade edilemedi. Birçok emir, askerlerini alıp kendi yuvalarına döndüler. Şayet Türk ordusu dağılmamış olsaydı, bu sıralarda Hindikuş Dağları'nı aşmakta olan asıl Moğol ordusunu durdurabilirlerdi. Moğollar, Gazne’yi ele geçirdiler. Sind Irmağı kıyılarına çekilen Celâleddîn, kuvvetlerinin dağılması yüzünden burada yapılan savaşı kaybetti. Alelacele yapılan gemilerle karşıya geçmek üzere yola çıktılar, ancak gemi nehrin ortasında parçalanınca pek çok kimse boğuldu. Atıyla nehri geçmeye muvaffak olan Celâleddîn, boğulmaktan kurtulan adamlarıyla Hindistan’a gidip orada üç yıl kaldı.

1224’te Harezm’e dönüp, Moğollarla yeniden mücadeleye karar veren Celâleddîn, Kirman’a geldi. Buranın hâkimi Barak Hâcip, onun sultanlığını kabul ederek, Sultan adına Kirman’ı idareye başladı. Buradan Atabeg Sa’d bin Zengi’nin hükümdarı bulunduğu Fars’a geldi. Onun kızını aldı. Böylece Harezmşahlar Devleti'ni yeniden tesise çalışan Celâleddîn, bundan sonra İsfahan ve Irak-ı Acem’e ilerleyerek, burada bulunan kardeşi Gıyâseddîn Pir-Şâh’ın itaatini sağladı. Lur (Hindistan) reislerini de kendisine bağladıktan sonra Moğollarla mücadele için Halife Nâsır’dan yardım istedi. Ancak Halife, onun Irak-ı Arab’a inip istilâ etmesinden korktuğundan karşı kuvvetler gönderdi. Bu kuvvetleri bozan Celâleddîn, Bağdat’tan Meraga’ya geldi. 1225’te Tebriz’i alarak karargâhını buraya nakletti. Anadolu’da hüküm süren Sultan Alâeddîn Keykubâd ile Mısır ve Suriye’de hâkimiyet süren Eyyubi meliklerine elçiler göndererek Moğollara karşı yardım istedi. Diğer taraftan bir asırdan beri Arran, Âzerbaycan ve Şarkî Anadolu’daki İslâm emaret ve hükümetlerine karşı galip ve tehditkâr bir vaziyette bulunan Gürcüleri ezmek için Gürcistan krallığını istilâ ederek, Mart 1226’da Tiflis’i aldı. Bu sırada isyan eden Barak Hacib ve Azerbaycan Türkmenlerinin isyanlarını bastırdı. Bir ara Ahlat’ı kuşattı ise de, Türkmenlerin yeniden karışıklık çıkarmaları üzerine Azerbaycan’a döndü ve Türkmenleri cezalandırdı. Kışı Tebriz’de geçirdiği sırada, Gürcülerin Tiflis’i yeniden ele geçirip oradaki askerlerinin öldürüldüğünü öğrendi. 1227’de Tiflis üzerine yürüyen Celâleddîn, şehrin yakılıp terk edildiğini gördü. Bu sırada Batınilerin, Gence Valisi Orhan’ı öldürdüklerini öğrenen Sultan, onların memleketine girerek Alamut ve Kumis havalisini itaat altına aldı.

Sultan, bu şekilde ülke içindeki karışıklıklarla meşgulken Moğol kuvvetlerinden bir kıt'anın Damgan civarına geldiğini öğrenip hızla üzerlerine gitti ve onları mağlup etti. İsyan hâlinde bulunan Eyyubilere karşı 1228’de bir sefer hazırlığı içinde olan Celâleddîn, Moğolların Ceyhun’u geçip Irak-ı Acem’e yürüdüklerini haber aldı. 26 Ağustos 1228’de İsfahan önünde meydana gelen Türk-Moğol savaşında Sultan Celâleddîn, kardeşi Gıyâseddîn’in ihanetine rağmen Moğolları hezimete uğrattı ise de, takip esnasında Moğolların kurduğu tuzağa düşen Celâleddîn’in sol cenahı bozuldu. Zor kurtulan Sultan, Luristan’a giderken, Moğollar da perişan bir vaziyette olduklarından geri döndüler. Bir hafta sonra İsfahan’a dönen Sultan Celâleddîn, yeniden kuvvet toplamaya başladı. Kardeşi Gıyâseddîn ise Alamut’a giderek Batınilere iltica etmiş, daha sonra gittiği Kirman’da öldürülmüştür.

Sultan Celâleddîn, Azerbaycan’a dönüp memleketin bozulmuş durumunu yeniden düzeltmekle meşgulken, 1229’da Gürcüler yeniden isyan ettiler. Topladığı taze kuvvetlerle bu isyanı bastırmaya muvaffak olan Sultan, Tiflis’ten başka bazı müstahkem kaleleri de ele geçirdi. Bu zamana kadar Celâleddîn’i, Sultan tanımayan ve yazdığı mektuplarda “Hâkan” yahut “Şehinşâh” diye hitap eden Bağdat Halifesi, bu muvaffakiyetten sonra Celâleddîn’e “Sultan” unvanını tevcih etti. Celâleddîn Harezmşah’a itaatini arz eden Şam hükümdarı Melik-ül-Muazzam Îsâ Eyyûbî’nin teşviki ile Ahlat’ı kuşatan Sultan, 14 Mayıs 1230’da kaleyi ele geçirmeye muvaffak oldu. Ancak kale müdafilerine ve halka şiddetli davranması, o zamana kadar Müslümanlığın kahramanı sayılan Celâleddîn’e karşı bir husumetin doğmasına yol açtı. Anadolu ve Mısır sultanları, onun kendi ülkelerine yürüme ihtimali karşısında kuvvetlerini toplayarak müttefik olmuşlardı. Bu haberi duyan Sultan, Anadolu ve Suriye kuvvetlerinin birleşmesine mâni olmak için harekete geçti ise de, geç kaldı. Erzincan yakınında Yassıçimen Yaylasında 10 Ağustos 1230’da vuku bulan şiddetli muharebede büyük bir hezimete uğrayan Sultan Celâleddîn, sulha mecbur oldu.

Türk hükümdarları arasındaki savaşı dikkatle takip eden Moğollar ise, kendilerine en büyük engel olarak Celâleddîn’i görüyorlardı. Neticede, Yassıçimen Muharebesi'nde büyük bir darbe yemesi üzerine fırsatı kaçırmayarak, Çermagun Noyan komutasında büyük bir Moğol kuvvetini Mâverâünnehir’e gönderdiler. Bu haberi duyan Celâleddîn, civar hükümdarlara vaziyeti bildirip yardım istedi. Ancak onlar, Celâleddîn’e güvenmediklerinden ve ayrıca Moğol tehlikesinin kendi ülkelerini saracak kadar genişleyeceğini tahmin edemediklerinden Sultan'a yardım elini uzatmadılar.

Sultan Celâleddîn’in mâiyeti ile Elcezire’ye doğru ilerlediğini öğrenen Moğollar, onu takip ederek yollarına devam ettiler. Nihayet, 1231 Ağustosunda Dicle Köprüsü kenarında, sabaha karşı düzenledikleri bir baskınla, Celâleddîn’in bütün maiyetini öldürüp dağıttılar. Ölümden zor kurtulan Sultan, Meyyâfârıkîn civarına kaçıp Moğolların takibinden kurtulmak için sarp dağlara çekildi. Ancak, göçebeler tarafından yakalanıp obaya getirilen Celâleddîn, orada öldürüldü. Elcezire hükümdarı Mâlik el-Muzaffer Gâzi, Sultan’ın öldürüldüğünü öğrenince onun cesedini Meyyâfârikîn’e getirtip defnettirdi.

Türk-İslâm tarihinin en bahadır ve şecaat sahibi şahsiyetlerinden olan Celâleddîn Harezmşah, birçok harpleri hayatı pahasına kazandığı hâlde, idare ve siyaset bakımından zayıf olduğu için bunlardan istifade edememiştir. Bütün meseleleri harp yoluyla halletmeye çalışması, düşmanlarını arttırmıştır. Buna rağmen Moğol saldırılarına ve Hıristiyan Gürcülere karşı mücadele edebilen yegâne zât olması, ona gerek halk arasında ve gerek bütün Şark edebiyatında büyük bir şöhret kazandırmıştır. Moğolların yakın şarkı tamamen istilâ etmesinden sonra, Celâleddîn’in bölgede oynadığı rol daha iyi anlaşılmış ve İslâmiyet'in müdafii olarak büyük kahramanlar arasına dâhil edilmiştir.alinti

_________________
BİRGÜN
Ben sensiz günlerime yanarken
Belki sen bensizliğe sevineceksin
Ama şunu unutmaki birtanem
Sende birgün seveceksin
[i]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ay-maral-can.tr.gg/
 
Celâleddin Harezmşah
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Osmanli Tarihi-
Buraya geçin: