AnasayfaKapiTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Similar topics
    Arama
     
     

    Sonuç :
     
    Rechercher çıkıntı araştırma
    En son konular
    » Duyuru..Hocalı Katliamını Unutma, UNUTTURMA!
    Salı Şub. 28, 2012 8:03 am tarafından AyMaRaLCaN

    » Basit yaşayacaksın. Basit
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:48 am tarafından Misafir

    » Aşk 29 Harftir..
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:48 am tarafından Misafir

    » SENi SEViYORUM
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:47 am tarafından Misafir

    » BÖYLE SEVDİM İŞTE
    Çarş. Haz. 09, 2010 1:44 am tarafından Misafir

    » Delinin Veliye Tavsiyesi
    Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

    » Dört Dirhemlik Gömlek
    Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

    » Eğer Göndermeseydi
    Paz Haz. 06, 2010 3:44 am tarafından Misafir

    » Nereden ve Nasıl aldın
    Paz Haz. 06, 2010 3:43 am tarafından Misafir

    Tarıyıcı
     Kapı
     Indeks
     Üye Listesi
     Profil
     SSS
     Arama
    Forum
    Ortaklar
    bedava forum
    Giriş yap
    Kullanıcı Adı:
    Şifre:
    Beni hatırla: 
    :: Şifremi unuttum

    Paylaş | 
     

     Osmanlı Ordusu'nun Harp Nizamı

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Osmanlı Ordusu'nun Harp Nizamı   Ptsi Mayıs 31, 2010 11:13 pm

    Aşağıdaki yazı, bu konuda şimdiye kadar rastladığım tüm bilgilendirmeler arasında en detaylısı olarak gözüme çarptı. Bu yazı, Ordinaryus İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Osmanlı Devlet Teşkilatı'ndan Kapukulu Ocakları isimli eserinin 2. cildinden alınmıştır.

    OSMANLI ORDUSUNUN HARP NİZAMI

    Osmanlı ordusu daha evvelki İslam orduları gibi merkez, sağ kol ve sol kol olarak üç kısım olup, bunların önlerinde kademeli pişdar yani öncü kuvvetleri ve gerilerinde de ağırlıklarla dümdar denilen ardcılar bulunurlar.

    Osmanlı ordusu akıncı veya tatar kuvvetleri hariç olarak düşman arazisinde yürürken veya muharebe halinde iken ön tarafı bir miktar açık bir hilal veya nal şeklinde idi; bu hilal veya kıskacın içine düşmek kurtarılması pek müşkül bir tehlike teşkil ederdi. 1396'daki Niğbolu Muharebesi'nde Yıldırım Bayezid'in ileri karakollarını kılıçtan geçirerek sevinçle ilerleyen Fransız şövalyeleri hilal şeklinde yürüyen Türk ordusunun kıskacı içine alınarak imha edilmişlerdi.

    Ordu düşman arazisinde veya düşmanla temas edilmesi yaklaştığı zamanda en önde ve kısm-ı küllîden(ana kısım) iki günlük mesafede akıncı ya da hafif süvari kuvetleri giderdi; akıncı teşkilatı kalktıktan sonra ise bu vazifeyi Kırım Hanı'nın kuvvetleri görmüştü. Gerek akıncı ve gerek tatar kuvvetleri ileriye, sağa ve sola yayılarak ordunun bir baskına uğramasına mani olurlar ve aynı zamanda düşman hakkında geriye esaslı malumat veririlerdi.

    Akıncıların gerisinde ve kısm-ı küllîyeden bir günlük mesafede yol açmak, köprüleri tamir etmek ve kazıklar çakarak güzergahı göstermek üzere kazmacılar vazife görürlerdi; bunların arkasında da evvelce merkez ordusuna mensup Azab kuvvetleri yani yani hafif piyadeler geliyorlardı; Azab teşkilatı kaldırılınca onun yerini tutmak üzere çarhacı denilen pişdar kuvvetleri tayin edilmişti; tabii karakol müfrezeleri de vardı.

    Ordunun bu ön tertibatının arkasında kısm-ı küllî gelmektedir. Muharebeden evvel ordunun yürüyüşü çok zaman âdet ve kanun üzere gece yarısından başlayarak ertesi gün öğle vaktine kadar devam eder ve sonra istirahate geçilirdi. Gerek gece yürüyüşlerinde ve gerek geceleyin ordugahı aydınlatmak için büyük fenerler ve meşaleciler vardı. Orduda meşalecilikte Halep ve Şam araplarının hizmet ettikleri görülüyor; bunların başına Meşaleci Başı derlerdi; yürüyüşte meşaleler ortalığı iyice aydınlatırlardı.

    Hilal şeklinde olan kısm-ı küllînin önünde yukarıda söylediğimiz gibi hafif piyade kuvvetlerinden müteşekkil Azab kuvvetleri vardı. Hilalin iki uçlarından itibaren bazen geriye, bazen yana doğru Anadolu ve Rumeli kıtalarındaki eyaletlerin tımarlı sipahi kuvvetleri yürürlerdi.

    Osmanlı Padişahı veya serdar-ı ekrem olan vezir-i âzam muharebe devam ederken at üzerinde ve muharebe olmuyorsa kırmızı renkli çadırında ve bu hilalin tam ortasında bulunurdu. Yeniçeriler padişahın önünde yer alırlardı; yeniçeriler ile padişahın arasındaki mesafede saltanat bayrakları, padişahın sağında vezirler, sol tarafında kazaskerler bulunurlardı. Mesela Çaldıran Muharebesi'nde Yavuz Sultan Selim, Hersekzade Ahmed Paşa ile Dokakinzade Ahmed ve vezir Mustafa Paşaları yanında alıkoymuştu. Yeniçerilerin önlerinde zincirle birbirine bağlı toplar vardı; bu toplar icabında sağ ve sol cenah başlarına konurdu.

    Hükümdar ve serdar-ı ekremin sağ ve sol taraflarında solaklar ve ön taraflarında emirleri tebliğe memur çavuşlar ve bunların önlerinde müteferrikalar bulunurlardı; yürüyüşte de bunların vaziyeti böyle idi. Yine yürüyüşlerde çavuşlarla müteferrikaların önlerinde iki kazasker ve daha önde de cebeli ve beş altı yüz kişilik maiyetiyle beraber defterdar giderdi. Hükümdarın iki tarafında bulunan solakların biraz açığında kapıcıbaşının emri altında kapıcılar yürürlerdi; bunlar padişahın yanına girecek olanları İstanbul sarayındaki teşrifat ile huzura götürürlerdi. Yeniçerilerin hükümdar veya serdar-ı ekremle solak, çavuş, müteferrika ve kapıcıları da ihata ederek(kuşatarak) ve beyzî(elips) bir şekil alarak yürümeleri kanundu.

    Yeniçeri çorbacıları(yani bölük komutanları) at üzerinde bulunup yeniçeri ağası da yine at üzerinde ve yeniçerilerin arasındaki muayyen mevkiinde dururdu; bunların bir menzilde ikametleri esnasında çadırları da aynı tertip üzere kurulurdu.

    Yaya olan yeniçerilerin beyzî dairesinin dışında olanları muhafaza için sağ ve sol taraflarda kapukulu süvarileri vardı; bunlardan sipah ile sağ ulûfeciler ve sağ garibler sağda, silahdarlar ile sol ulûfeciler ve sol garibler solda yer alırdı. Yeniçerilerle kapukulu süvarileri arasındaki geniş sahada merkez ordusunun ağırlıkları arabaları vardı. Askerin önü ver arkası Osmanlılar'daki ordu tertibi üzere top arabaları ve ağırlık kolları ile kapatılırdı.

    Muharebe esnasında ordu merkezinde bulunan padişah veya serdar-ı ekrem olan vezir-i âzam, bir kaledeki gibi sıkı muhafaza altında olup, buraya girmek imkan haricinde denecek kadar zordu; yalnız Eğri Seferi'nde ordunun bu merkez kısmı büyük tehlike altına düşmüş olup ona da sebep sağ koldaki Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa kuvvetlerinin düşman tarafından geri atılmış olmasıdır. Bu sırada korkunç bir buhran geçiren ve avdet etmek isteyen padişahın Hoca Sadeddin Efendi'nin ısrarıyla yerinden ayrılmaması bu sarsıntıyı bertaraf ederek harbi kazandırmıştı.

    Merkez ordusunun arkasında ağırlıklar ile bunların muhafızı olan orducular(orducu esnafı) ve erzak, mühimmat vesaire bulunurdu.

    Harp esnasında askerin gerilemesine ve kaçmasına meydan vermemek için ordu etrafında ve hariçte elleri topuzlu bir çok süvari çavuşları vardı; bunlar firarileri geri döndürürlerdi.

    Bazı kereler istisnaen vaziyetin icabına göre bu umumi kaide hilafına da tertibat alınırdı; mesela Mohaç Muharebesi'nde böyle cenah tertibatı yapılmayarak Bosna Beyi ve II. Bayezid'in kızının oğlu Hüsrev Bey'in ve yahut Semendire Beyi akıncı kumandanı Bâlî Bey'in tavsiyesiyle düşmanı tamamen içeri almak için, Macar kuvvetlerinin girmesine mani olacak olan ağırlıklar en geriye bırakılarak üç saf üzre muharebe olması kabul edilmişti. En önde Rumeli Beylerbeyi ile vezir-i âzam, ikinci safta Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa ve Anadolu kuvvetleri, üçüncü safta ise önünde yeniçeriler olarak padişah bulunacaktı. Bu tertibe göre düşmanın tecrübe edilmiş olan pek müthiş hücumu karşısında Türk kuvvetleri iki tarafa açılacak ve içeri girmiş olan Macar kuvvetleri her tarafından sarılarak imha edilecekti. Nitekim öyle de oldu.

    *********
    Osmanlı ordusunun gerek intizamı muhafaza ettiği devirlerde ve gerek iyi kumandanların emri altında bulundukları sonraki asırlarda sefere giderken veya avdet ederken geçtikleri yerlerde bir intizam dahilinde hareket ettiklerini, halka en ufak bir fena muamelede bulunmadıklarını ecnebiler bile beyan etmektedirler.

    Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa'nın kumandasındaki ordunun 1665 senesinde Avusturya seferinden İstanbul'a dönüşünde orduda bizzat bulunmuş olan İngiltere'nin İstanbul sefareti memurlarından Riko(Ricaut) meşhur eserinde şunları yazmaktadır:

    "Harp zamanında içkiden perhiz halinde bulunmak onların askerlerini mutî(itaatkar), müteyakkız ve kanaatkar bulunduruyor; bu perhiz sayesindedir ki onların ordugahında ne gürültüye ne de nizâ(uyumsuzluk) ve fesada tesadüf olunur; Osmanlı ordusu hareket halinde iken geçtikleri yerlerdeki ahalinin yağmaya uğraması, kız ve kadınlarına tecavüz ve taarruz edilmesi gibi ahvaldan şikayet edildiği vâki değildir; askerler ahaliye ednâ(en az) mertebede kötülükte bulunmazlar; askerler elde etmek istedikleri eşyayı pazarlık ederek ve bedelini peşin olarak vererek satın alırlar; bence bu adalet ve hakkaniyet halidir ki Türkler'in tertibat ve muvaffakiyatına sebep olmakta ve imparatorlukları büyümektedir; şarap istimali(kullanımı) öyle şiddetle memnuiyet(yasak) altındadır ki ordu hareket etmezden bir kaç gün evvel müteaddit(çok sayıda) zabitler yola çıkarılır ve ordunun güzergahında bulunan bütün meyhaneler kapatılır ve şarap satanların idam olunacakaları boru sesleri ile ilan olunur. Türkler'in ordugahı daima temiz daima pâktir; en mütemeddin(medeni) milletin, en iyi şehri o kadar temiz halde değildir; çukurlar dolup teaffüne(kokuşmaya) başlayınca orası toprak ile doldurulup başka yere çukur açılır; çitler evvelki yerden kaldırılarak bu yeni abdesthanenin etrafına konur, bu surette ki bütün ordugahta ufak mertebede murdarlık(kirlilik) ve pislik bulunmaz."

    *********



    Kaynak: Osmanlı Devlet Teşkilatından Kapıkulu Ocakları, Cilt 2, Türk Tarih Kurumu Basımevi 1988

    alinti
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
     
    Osmanlı Ordusu'nun Harp Nizamı
    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » İlk Osmanlı Fetihleri

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
     :: Osmanli Tarihi-
    Buraya geçin: